
Erdoğan: Türkiye NATO’da ikinci büyük kara ordusunu sevk ve idare ediyor
Kabine toplantısı sonrası basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak NATO zirvesi hazırlıklarını ve son bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Erdoğan, Türkiye’nin ittifak içindeki rolüne ve ulusal çıkarlarını her platformda savunma kararlılığına dikkat çekti.
Toplantıda, ABD ve İran arasında çatışmaları sonlandırmaya dönük mutabakat da gündeme geldi. Erdoğan, Türkiye’nin süreç boyunca sağduyulu ve diplomasiyi önceleyen bir tutum izlediğini anlattı.
Ankara’daki NATO zirvesi hazırlıkları
Erdoğan, yaklaşan zirve öncesinde NATO’nun Türkiye açısından önemini vurguladı. Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük kara ordusunu sevk ve idare ettiğini belirterek, ittifak içindeki konumuna işaret etti.
“Dünyamız ve bölgemiz tarihi bir dönemden geçerken bizim ufkumuzda sadece ‘Büyük Türkiye’ var.”
Basın toplantısında, Ankara’daki zirvenin hazırlıkları da ele alındı. 7-8 Temmuz’daki buluşmada Türkiye’nin ev sahipliği ve ittifak içindeki rolü öne çıktı.
ABD-İran mutabakatı ve bölgesel tutum
Erdoğan, ABD ile İran arasında çatışmaları sonlandırmaya dönük mutabakata ilişkin değerlendirmesinde, bölgedeki gerilimlerin azaltılmasının önemine değindi. Türkiye’nin bu süreçte diplomasi kanallarını önceleyen bir çizgide olduğu aktarıldı.
Pakistan arabuluculuğundaki çabalara Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte destek verildiği de toplantıda yer aldı. Bölgesel barış ve güvenlik için verilen mesajlarda, Filistin ve Lübnan’daki gelişmeler de bu çerçevede değerlendirildi.
“Amerika ve İran arasındaki çatışmaları sonlandırmaya dönük mutabakata varıldığı açıklandı.”
Erdoğan, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını her platformda savunacağını da söyledi.
“Dünyamız ve bölgemiz tarihi bir dönemden geçerken bizim ufkumuzda sadece ‘Büyük Türkiye’ var. Bizim idealimizde Türk milletini hayalleriyle buluşturmak var. Bizim hedefimizde bu çağa milletimizin mührünü vurmak var. Menzilinde güçlü, müreffeh, muteber ve muzaffer bir Türkiye’nin olduğu bu yolda durmadan, dinlenmeden yürüyoruz. Bu yolculukta elbette zaman zaman sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Bu yolculukta tabii ki engellerle, zorluklarla muhatap oluyoruz. Kimi zaman içeriden kimi zaman dışarıdan önümüzü kesmeye, hızımızı yavaşlatmaya dönük operasyonlara maruz kalıyoruz ama bunlara aldırmadan ülkemize ve milletimize hizmet mücadelemizi azimle sürdürüyoruz”
“Ülkemizin yumuşak karnı olan yönetimde istikrar sorununu çözen sistem sayesinde, bugün devletimizin tüm kurumları uyum ve koordinasyon içinde çalışıyor, Türkiye’yi geleceğe taşımanın mücadelesini veriyor. En son İran’ı ve Körfez bölgesini etkileyen çatışmalarda olduğu gibi Türkiye, en zor krizleri bile son derece başarılı bir şekilde yönetiyor. İsrail’in tertip ve tahrikleriyle 28 Şubat’ta başlayan savaşta dün gece çok önemli bir adım atıldı. Amerika ve İran arasındaki çatışmaları sonlandırmaya dönük mutabakata varıldığı açıklandı. Böylece aylardır diken üstünde olan bölgemiz rahat bir nefes almış oldu. Biliyorsunuz Türkiye olarak, İran’a saldırıların ilk gününden itibaren daima sağduyulu, serinkanlı ve diplomasiyi önceleyen bir tutum içinde olduk. Provokasyonlara gelmedik. Hakkaniyeti elden bırakmadık. Komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun zedelenmesine izin vermedik. Müttefiklerimiz ve Körfez’deki kardeşlerimizle iş birliği içinde hareket ettik. Savaşa benzin dökenlerden değil, barışın sesini yükseltenlerden olduk. Kardeş ülkemiz Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen çabalara Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte çok güçlü destek verdik”
“Eş zamanlı olarak bölgemizi daha fazla bölmeyi, kardeş halklar arasında kandan duvarlar örmeyi amaçlayan sinsi oyunlara bigane kalmadık. Gün oldu Yunus’un diliyle konuştuk. Gün oldu Yavuz’un diliyle konuştuk. Gün oldu bin yapıp bir konuştuk ama her defasında Türkiye’nin hak ve hukukunu kararlı şekilde savunduk. Neticede coğrafyamızla birlikte tüm dünyayı uçurumun eşiğine getiren bu krizde, Allah’a hamdolsun tek bir vatandaşımızın dahi burnu kanamadı. Kardeşi kardeşe kırdırma planları amacına ulaşmadı. Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar arasında yeni fitne ateşleri yakma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Elbette bölgemizde yaşanan korkunç yıkımı, okul sıralarında katledilen masum yavruların dramını, uluslararası hukukun pervasızca ayaklar altına alınmasını hiçbir zaman unutmayacağız ama aralarında masum yavruların da olduğu binlerce sivilin hayatına mal olan bu anlamsız savaş defterinin artık kapandığına inanıyoruz. Bizim de katkılarımızla varılan mutabakattan bölgemiz ve tüm insanlık adına büyük memnuniyet duyuyoruz. Mutabakatın bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisine giden yolu ardına kadar açmasını ümit ediyoruz. Aylar sonra bölgemize ve tüm dünyaya rahat bir nefes aldıran bu önemli mutabakata ulaşılmasında emeği geçen başta Amerikan ve İran liderliği olmak üzere herkesi gönülden tebrik ediyorum. Arabuluculuk görevini layıkıyla yerine getiren Pakistanlı kardeşlerimizle müzakerelere desteklerini esirgemeyen Katarlı ve Suudi kardeşlerimize aynı şekilde tebriklerimizi iletiyorum. Çatışmaların tarafı olmadıkları halde zarar gören, füzelerin ve dronların hedefi olan kardeş ülkelerimize de bir kere daha geçmiş olsun diyorum”
“Tüm umutlarını bölgemizde silah seslerinin susmamasına bağlayanlar, gayet iyi biliyoruz ki barış ikliminin güçlenmesinden rahatsız olacaklardır. Daha evvel defalarca yaptıkları gibi bu sürece de çomak sokmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Ellerinde Filistinli ve Lübnanlı masumların kanı olan katliam şebekesinin dün ve bugün yaptığı açıklamaları bunun işaretleri olarak görüyoruz. Dolayısıyla imzaların atılacağı güne kadarki süreçte gerilimi tırmandıracak her türlü söylem ve eylemden uzak durulması, sabotajlara karşı çok ama çok dikkatli olunması gerekmektedir. Türkiye bu süreçte de üzerine düşeni yapacaktır. Mutabakatın hayırlı olmasını diliyor, Rabbim ülkemizi ve bölgemizi bu tür gerilimlerden muhafaza eylesin diyorum. İran krizinin ilk gününden itibaren hükümetimizin politikalarına destek vermek yerine köstek olmaya çalışanları ise bugün bir kez daha Allah’a ve aziz milletimizin tertemiz vicdanına havale ediyorum. Gözleri şahsi ikballeri dışında hiçbir şey görmeyenler bilsinler ki biz sizin Türkiye’ye hiçbir faydası olmayan polemik siyasetinizden yüz çevirdik. Siz dış politika gibi tecrübe gerektiren, bilgi birikim gerektiren, omurga gerektiren, yerli ve milli duruş gerektiren alanlarda ahkam kesmekten vazgeçin. Bunun yerine gidin koltuk peşinde koşun, salon kapmaca oynayın, en iyi bildiğiniz iş olan birbirinizin kuyusunu kazın. Biz sizden ihsan istemiyoruz, gölge etmeyin bu bize yeter diyoruz”
“Türkiye 1952 yılında Demokrat Parti iktidarında katıldığı NATO ittifakının en önemli aktörlerinden biridir. Geçmişte bazı görüş ayrılıkları yaşansa da on yıllardır NATO’nun Güneydoğu kanadının güvenliği büyük ölçüde ülkemize emanet edildi. Biz de ittifak bünyesindeki görevlerini her zaman layıkıyla yerine getiren, bu uğurda gerektiğinde elini taşın altına koyan bir müttefik olduk. Halihazırda NATO’nun ikinci büyük kara ordusunu sevk ve idare ediyoruz. Keza dünyanın muhtelif yerlerinde NATO’nun barış misyonlarına en güçlü desteği veren ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyoruz. Ülkemizin savunma yeteneklerini geliştirirken ittifakın caydırıcılığına katkıda bulunuyoruz. Dünya barışı ve istikrarına önemli katkılar yapan NATO’nun gelecekte de bu misyonunu sağlıklı bir zeminde devam ettirmesinde fayda görüyoruz. Bunun yolu ise NATO’nun üzerine inşa edildiği müttefiklik ruhunun muhafaza edilmesinden geçmektedir. Esasen güçlü bir ittifak ancak güçlü bir dayanışma ve iş birliği zemininde yükselebilir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından beri ittifakın geleceğine dair yazılan kötümser senaryoların hiçbiri gerçeğe dönüşmemiştir. NATO değişen şartlara ve terörizm gibi asimetrik tehditlere adapte olarak varlığını tahkim etmiştir. Türkiye olarak biz de kapsamlı askeri yeteneklerimiz, son derece dinamik savunma sanayimiz, stratejik önemi yüksek coğrafyamız, tarihi ve kültürel derinliğimizle ittifakta başat rol oynamaya devam edeceğiz. Gerek Türkiye’nin ittifak bünyesindeki konumunun gerekse bölgemizde cereyan eden hadiselerin Ankara zirvesine yönelik ilgiyi ve beklentileri artırdığını görüyoruz. Bu beklentilerin idrakiyle zirvenin NATO güvenlik mimarisinin yarınlarına yön verecek bir eşik olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz”
“Bize olan güveninizi boşa çıkarmıyor, sizin için ülkemiz için Türkiye’nin istikbali için canla başla çalışıyoruz. Siyasi rakiplerimiz koltuk kavgasında günlerini geçirirken biz ülkemizi küresel bir oyuncu haline getirmenin kavgasını veriyoruz. Sizlerin duası ve desteği bizimle olduğu müddetçe bu ülkeyi el birliğiyle gönül birliğiyle birlik ve beraberlik içinde kalkındırmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi dışarıdan ve içeride vakarla temsil edecek şartlar ne olursa olsun her platformda ülkemizin çıkarlarını cesaretle savunacağız. Dikleşmeyeceğiz ama dik duruşumuzu da hiçbir zaman kaybedemeyeceğiz”
Recep Tayyip Erdoğan:
“Türkiye 1952 yılında Demokrat Parti iktidarında katıldığı NATO ittifakının en önemli aktörlerinden biridir.”
Recep Tayyip Erdoğan:
“Türkiye’yi dışarıdan ve içeride vakarla temsil edecek şartlar ne olursa olsun her platformda ülkemizin çıkarlarını cesaretle savunacağız.”
Kaynak: TEK HABER AJANSI (TEKHA)




